Biyolojik Cinsiyet – Toplumsal Cinsiyet  

İnsan denen canlı türü biyolojik anlamda dişi ve erkek olarak iki temel cinsiyet olarak gelir dünyaya.  Biyolojik cinsiyet, bireyin cinsiyet ile ilgili birincil tanımı olan üreme sistemi anatomisiyle tanımlanır. Kısaca biyolojik cinsiyet, her birimizin dünyaya gelirken anımızda getirdiğimiz özelliklerden birisidir.  

Kadın ve erkeği tanımlamada önemli olan diğer bir faktör de kadın ve erkeğin değişik kültürlerdeki tanımlamalarındır ki bu da toplumsal cinsiyettir. Kişinin biyolojik cinsiyetine bağlı olarak toplumsal rollerini veya kişinin iç farkındalığına bağlı olarak kendi cinsel kimliğini tanımlamasını ifade eder. Biyolojik cinsiyetin aksine, toplumsal cinsiyet, sosyal yapılandırma sonucu oluşur ve değiştirilebilir. Pek çok toplumda kadın ve erkek farklı canlılar olarak görülmekte ve her birinin kendine ait imkânları, rolleri ve sorumlulukları olduğu kabul edilmektedir. Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet terimleri, cinsiyetler arasındaki farkı anlamlandırma amacıyla kullanılan kavramlardır. Biyolojik cinsiyet, kadın ve erkek arasındaki anatomik farkı ifade ederken, toplumsal cinsiyet kadın ve erkeğe toplum tarafından atanmış farkları ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyet ayrımları hem kadınların hem de erkeklerin yaşamını şekillendirir ve sonuçta bu farklılıklar sadece bireyin toplumsal rolünden daha fazla anlam taşır. 

Kadınların daha duyarlı, ilgili ve bakım verici olarak algılanmaları, ev kadını, öğretmen, hemşire vb. olmalarının beklenmesi, ama erkeklerin bağımsız, atılgan, kuvvetli vb. algılanmaları ve asker, mühendis, tüccar vb. olmalarının beklenmesi toplumsal cinsiyet farklılıklarının örnekleridir.  Bunlar gerçekte var olmayan farklılıklardır, toplumun kendi kalıplarını bireye dayatması sonucu oluşur, büyürken aileden ve toplumdan öğretilen algılardır. Özellikle son yıllarda biyolojik cinsiyetten bağımsız olan bu farklılıkların altı özellikle ülkemizde kalın olarak çizilmektedir. Her ne kadar toplumsal cinsiyet rolleri evrimleşmiş ve genişlemiş olsa da, geleneksel olarak kadınları “özel” alanda, erkekleri ise “kamusal” alanda tutar.   

Biyolojik cinsiyet farklılıkları öğrenilmemiş, doğuştan getirilen özelliklerdir. Toplumsal cinsiyet farklılıkları ise öğrenilen, sosyalleşme sürecinde kazanılan farklılıklardır. Toplumsal cinsiyet farklılıkları, bireyden bireye, kültürden kültüre birtakım farklılıklar. gösterir.  

Çocuklarımız henüz doğmadan belirlemeye başlarız onların toplumsal cinsiyetlerini. Kızlara pembe, erkeklere mavi hazırlarız her şeyi. Kızlarımızınki cicili bicilidir, erkek bebeklerinki ise daha ciddiye yakın. Öyle cicili bicili şeyler erkek çocuğa olmaz. Büyürken onlara karşı geliştirdiğimiz tutum ve davranışlarımız, aldığımız oyuncaklar, oynadığımız oyunlar, beklentilerimiz hep toplumsal cinsiyet rollerinin beklentileri ile şekillenir. Kızlar ve erkekler daha büyürken öğrenirler bu ayrımları. Kızımız sokakta futbol oynayıp üstünü başını kirletince, “aaa, ne ayıp. Senin gibi cici bir kıza yakışıyor mu? Sen erkek çocuğu musun?” diye sorarken; oğlumuz evde bebeklerle oynayıp annesinin makyaj malzemeleri ile ilgilenecek olsa, bırakın soru sormayı şiddetle panikleyip doktorlara danışmaya varacak kadar götürürüz durumu.    

Kadına başka kurallar, erkeğe başka kurallar işletilir toplumumuzda. 

Kadınlık ve erkeklik kalıpları, bizi basitçe birbirimizden farklılaştırmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal kaynaklara erişimimizi de büyük ölçüde etkiler. Yani, kaynakların bölüşümünde cinsiyet, önemli bir faktördür. Bu faktörün etkisini rakamlarda açık biçimde görürüz.  

Toplumların gelişmesindeki en önemli temel taşlardan birisi de toplumsal cinsiyet rollerinin bugünkünden farklılaşarak daha gerçekçi ve eşitlikçi bir şekilde tanımlanmasıdır. Patriyarki değişmedikçe, toplumsal cinsiyet rolleri maalesef cinsiyetçi kültürün bir ürünü olarak var olmaya devam edecektir. Hem nedenlerle hem de sonuçlarla mücadele anlamında daha kapsamlı bir yaklaşımı gerektirir. Böylesi bir mücadelenin olmazsa olmaz koşulu ise,  “kadınlar için” getirilecek önlemlerden öteye, mevcut erkek iktidarının tüm alanlarını ve tüm erkek yaşam biçimlerini dönüştürmeyi de kapsayan bir zihniyet değişikliğidir.  

Toplumsal cinsiyet rolleri kültürel ve kişiseldir. Erkeklerin ve kadınların toplum bağlamında nasıl düşünmeleri, konuşmaları, giyinmeleri ve etkileşime girmeleri gerektiğini belirlerler. Öğrenme, toplumsal cinsiyet rollerini şekillendirme sürecinde rol oynar. Bu cinsiyet şemaları, eril ve dişil olanı neyin tanımladığına dair derinden gömülü bilişsel çerçevelerdir. 

Ülkemizdeki toplumsal cinsiyet rolleri sadece kadınlar için değil, erkekler için de çok ciddi sıkıntılar oluşturmaktadır. Erkeklerinden doğdukları andan itibaren sadece kendi sorumluluklarını değil, ileride parçası olacakları kendi ailelerinin de tüm maddi sorumluluklarını üstlenmelerinin beklenmesi, bugün erkeklerin neden sürekli sahip olma ve saldırganlık ile ilgili sıkıntı yaşadıklarının en belirgin nedenidir.  

Toplumsal cinsiyet klişelerinden birkaç örneğe bakalım: 

  • Yaşamın İlk Yıllarında 

Kızlara pembe, erkeklere mavi 

Kızlara bebek, erkeklere kamyon, silah 

Erkekler asla elbise giymezler 

  • Gençlik Döneminde 

Kızlar sözelde, erkekler sayısalda iyidir 

Kızlara nazik davranılmalı ve aksiyon almaları beklenmemelidir. 

Kızlar fen bilimlerine pek ilgi duymazlar 

Erkekler sert sporlar yapmalıdır 

Erkeklerin erkekliklerini kanıtlamak için şiddet ve saldırganlık kullanmalıdırlar. 

Sert olmayan erkekler zorbalığın hedefi haline gelirler. 

Kızlar, erkekler tarafından beğenilmek için güzel, ince ve bakımlı olmalıdırlar. 

  • Erişkinlik Döneminde 

İkili ilişkilerde zayıf olan taraf şiddete maruz kalır ve buna rağmen ilişkinin içinde kalmaya devam eder. 

Çocuk istemeyen bir kadında bir şeyler yanlış gidiyor olabilir. 

Kadınların eşit işe eşit ücret almaları yanlıştır. Hem kocaları onları destekler, hem de doğurganlıkları nedeniyle devamlı işleri aksatırlar. 

Arkadaşları yerine devamlı aileleriyle vakit geçiren erkekler yeterince erkeksi değillerdir. 

Heteroseksüel çiftlerde, kadınlar çocuklara ve yaşlılara bakmalıdırlar. 

Bir de kadına ve erkeğe atanmış tipik toplumsal cinsiyet rollerine bir bakalım: 

  

Ancak on dokuzuncu yüzyılda, dünyanın dört bir yanındaki insanlar bu baskıcı toplumsal cinsiyet rollerine direnmenin yeni yollarını buldular. Sosyalizm, milliyetçilik ve kadın hakları gibi yeni fikirler geleneksel tutum ve beklentilerin dönüştürülmesine yardımcı oldu. Sonuç olarak, toplumsal cinsiyet rolleri değişmeye başladı 

21. yüzyılda, bu önkabulle atanmış toplumsal cinsiyet rollerinin yavaş yavaş yeni özelliklerle yer değiştirdiğini görmeye başladık. Evin geçimini sağlayan kadınlar, evde kalan, evin ve çocukların sorumluluğunu üstlenen erkekler günümüzde var olmaya başladılar. Sadece bu değişim bile toplumsal cinsiyet rolleri üzerinde ciddi bir etki oluşturmaya başlamıştır. Bugün cinsiyetçi dil üzerine çalışmalar büyük bir hızla devam ederken, cinsiyetsiz dil kalıpları yavaş yavaş oturmaya başladı. 

Toplumsal cinsiyet tarafsızlığı, aynı zamanda biyolojik cinsiyet tarafsızlığı hareketi olarak da bilinir. Politikaların, dilin ve diğer sosyal kurumların, toplumsal rolleri insanların biyolojik cinsiyetine veya toplumsal cinsiyet rollerine göre ayırt etmekten kaçınması gerekir. 

Gerçek çözüm, biyolojik olarak erkekle kadın arasındaki temel güç ilişkilerinin, ev-içi alan ile işgücü piyasaları ve siyaset dâhil ev-dışı alan bağlamında yeniden yapılandırılması neticesinde cinsiyetçi kültürün dönüştürülmesi ile mümkün olabilir.  

  • Ulaşabildiniz kadar çok kadına ulaşın ve başarılı olmaları için elinizden gelen desteği verin. 
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğinin neden gerekli olduğunu aileniz ve yakın çevrenizle konuşun. Bu konuda ailenizde, çevrenizde farkındalık oluşmasını sağlayın. 
  • Kadınların kendilerine, evlerine, topluma finansal katılımını destekleyin. 
  • Kadınların sahip olduğu işletmeleri destekleyin. 
  • Cinsiyet eşitliğini teşvik eden şirketlerden ve işletmelerden alışveriş yapın. 

Böylelikle günlük yaşamda cinsiyet eşitliğini teşvik edebilirsiniz. 

Cinsiyet eşitliğinin gerçekleşmesi için yapılması gerekenler: 

  1. Toplumsal cinsiyetin şiddetteki rolünün farkına varın. 

Toplumsal cinsiyet algısı kadına şiddetin temel dinamiklerinden birini oluşturur. Toplumsal cinsiyet, bir kişinin toplumun belirlediği roller, beklentiler ve normlar doğrultusunda hangi cinsiyete ait olduğunu ifade eder. Bu bağlamda, toplumsal cinsiyet, şiddetin hem mağdurlarını hem de faillerini etkileyen birçok dinamiği belirler. 

Ne yazık ki, toplumsal cinsiyet dinamikleri sıklıkla şiddetle bağlantılıdır. Şiddet, cinsiyet temelli eşitsizlikler ve güç dinamikleri ile beslenir ve toplumsal cinsiyet normları, bu tür olumsuz davranışların temelini oluşturabilir. 

Şiddet mağdurlarının çoğunluğunun aslında kadınların olduğunu ve şiddet faillerinin çoğunluğunun erkekler olduğunu aklınızdan çıkartmayınız. 

  1. Kendinizi şiddetin temel nedenleri konusunda eğitin. 

Cinsiyete dayalı şiddet, toplumların karşı karşıya olduğu ciddi bir insan hakları ihlali ve toplumsal sorundur. Kadınlara yönelik şiddet, fiziksel, cinsel, duygusal ve/veya ekonomik olarak zarar verme niyeti taşır ve bu tür şiddetin temel nedenleri oldukça karmaşıktır. Cinsiyete dayalı şiddetin arkasındaki temel nedenleri anlamak, bu soruna etkili bir çözüm oluşturmak açısından önemlidir. 

Kadınlara yönelik şiddet, erkek egemenliğinden ve erkeklerin toplumda güçlerini şiddetle kanıtlamak zorunda hissetmesinden kaynaklanmaktadır. Kadınlara yönelik şiddet patriyarkal sistemde erkeğin sahip olma ve gücünü ispat etme öğretilerinden köklenir.  

Toplumsal cinsiyet şiddetinin mitleri ve gerçekleri hakkında bilgi edinin ve toplumumuzun buna nasıl göz yumduğunu kavrayınız. 

  1. Cinsiyetçi ve ayrımcı dil kullanmayı bırakın. 

Kelimeler, özellikle toplumsal, hukuki ve kamusal olarak gücü olan insanlar tarafından kullanıldığında çok etkilidir.  

Cinsiyetçi dil kullanımı, toplumun kadınları ve erkekleri eşit olmayan şekillerde temsil etme eğilimini yansıtan bir dil biçimidir. Bu tür bir dil kullanımı, bilinçli ya da bilinçsizce, cinsiyet rollerini ve eşitsizlikleri pekiştirebilir. Kadına yönelik cinsiyetçi dil kullanımı özellikle, kadınları aşağılamak, sınırlamak veya onları sadece geleneksel rollerle tanımlamak amacıyla kullanıldığında zararlıdır. Düşünme şeklinizi değiştirmek için öncelikle konuşma şeklinizi değiştiriniz. 

  1. Eleştirel olun ve sorgulayın. 

Medya, günümüzde toplumsal cinsiyet algısını şekillendiren en güçlü araçlardan biridir. Televizyon, sinema, reklam, internet ve diğer iletişim kanalları aracılığıyla yayılan görüntüler, hikayeler ve mesajlar, toplumun cinsiyet rolleri, beklentileri ve normları hakkında güçlü etkiler yaratabilir. Bu etkileri anlamak, toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda ilerlemenin bir parçasıdır. 

Reklamlarda bile kadının toplumsal rolü hep ev içi görevlerde gösterilmekte, kadın güçsüz, korunmaya muhtaç bir şekilde evde kurtarılmayı beklemektedir.  

Eleştirel olunuz ve medyanın televizyonda, çevrimiçi, dergilerde veya müzik kliplerde kadınları nasıl tanımladığını sorgulayınız.  

  1. Mesajların gençlere ulaşmasını sağlayın. 

Gençlere bu konu ile ilgili doğru mesaj iletmek için ana akım medya yerine sosyal medya daha doğru bir seçenektir. Dezenformasyon oluşmaması için ciddi bir çaba göstererek, şiddetin önlenmesi için makaleleri, ipuçlarını ve araçları paylaşmanın çok daha hızlı bir yoludur dijital dünya. 

Hayatlarının bu önemli döneminde, toplumsal cinsiyet algısının gücünü ve etkilerini anlamaları, daha adil ve eşit bir dünya inşa etmek için önemli bir adımdır. Toplumun beklentileri ve normları, kadın ve erkek rollerini sınırlayabilir ve eşitsizlikleri destekleyebilir. Ancak gençler, bu durumu değiştirebilir ve geleceğe daha aydınlık bir perspektif getirebilir. 

Unutmayın ki toplumsal cinsiyet algısı değiştirilebilir. 

  1. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti olduğu gibi açıkça adlandırın – şiddet, şiddettir. 

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, maalesef dünya genelinde hala yaygın bir sorundur. Kadınlar, sadece cinsiyetlerinden dolayı fiziksel, duygusal veya ekonomik şiddete maruz kalıyorlar. Bu sorunun üstesinden gelmek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için atılması gereken önemli adımlardan biri, bu tür şiddeti açıkça adlandırmaktır. 

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti açıkça adlandırmak, daha adil, eşitlikçi ve güvenli bir toplumun oluşumuna önemli bir adım atmak anlamına gelir. Her birimiz, bu konuda farkındalık oluşturabilir, mağdurlara destek sağlayabilir ve değişim için harekete geçebiliriz. Şiddeti açıkça şiddet olarak adlandırmak, değişim için atılacak cesur bir adımdır ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerçekleşmesine önemli katkısı olacaktır. 

Kadına yönelik şiddeti normalleştiren ve azımsayan bir kültürün durdurulmasına yardımcı olunuz. 

  1. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti tartışmak için güvenli alanlar yaratın. 

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, birçok insanın karşılaştığı korkunç bir gerçekliktir ve bu sorunun çözümü için açık iletişim ve anlayış gerekmektedir. Güvenli alanlar yaratmak, toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti tartışmanın ve anlamanın önemli bir yolu olarak öne çıkar. 

Unutmayın ki her birimizin elinde, toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti tartışmak ve anlamak için güvenli alanlar yaratma gücü bulunur. Kendi çevrenizde böyle alanlar oluşturabilir, farkındalık yaratabilir ve toplumsal değişime katkı sağlayabilirsiniz. Güvenli alanlar, toplumsal cinsiyet eşitliğine giden yolda önemli bir adımdır ve herkesin dahil olabileceği bir misyonu destekler. 

  1. Şiddetin bir seçim olduğunu ve önlenebilir olduğunu unutmayın. 

Bireylerin davranışları, içsel düşünce süreçleri ve duygusal tepkileri tarafından yönlendirilir. Şiddet, bu düşünce süreçlerinin ve duygusal tepkilerin sonucunda ortaya çıkan bir eylemdir. Şiddet uygulamak yerine alternatif yolların tercih edilebileceğini aklınızdan çıkartmayın. 

Şiddeti önlemek için toplumsal dayanışma ve farkındalık şarttır. Şiddetin herhangi bir şekli karşısında sessiz kalmamak, mağdurlara destek olmak ve şiddeti rapor etmek, toplumsal bir sorumluluktur. Bireylerin ve toplumun genel olarak şiddete karşı sıfır tolerans politikası benimsemesi, şiddeti önlemeye yönelik etkili bir adım olacaktır. 

Şiddetin psikolojik sıkıntılar, öfke yönetimi becerilerinin eksikliği, alkol ve uyuşturucu kullanımı, stres vb. kaynaklı olduğu yönündeki bahaneleri desteklemeyin. Şiddet bir seçimdir ve önlenebilir. 

  1. Fikirlerinizle ve inançlarınızla yüzleşin. 

Toplumsal cinsiyet ile ilgili olarak her birimizin farklı fikirleri ve inançları olabilir. Ancak, bu fikirler ve inançlarla zaman zaman yüzleşmek, daha adil ve eşit bir toplumun oluşumuna katkıda bulunacaktır. Toplumsal cinsiyetle ilgili ön yargılarınızı, kalıpyargılarınızı ve eşitsizlikçi düşüncelerinizi sorgulamak, daha geniş bir perspektif kazanmanıza yardımcı olacaktır. 

İnançlarınızı, eylemlerinizi, görüşlerinizi ve neden bunlara sahip olduğunuzu düşünün. Kendinize dürüst olun, hatalarınızı kabul edin. Düşünme ve davranma şekliniz üzerine çalışın.  

Kendinize sabır göstermeli, öğrenmeye ve büyümeye istekli olmalısınız. Her birimizin katkısı, daha adil, eşit ve hoşgörülü bir toplumun inşasına yardımcı olacaktır. 

  1. Erkeklerin ve kadınların rollerini klişeleştirmeyi bırakın. 

Toplumun içerisinde bireylerin rolleri, cinsiyet temelinde belirlenmemeli ve klişeleştirilmemelidir. Ne yazık ki, geçmişten günümüze kadar devam eden birçok kültürel ve toplumsal faktör, erkeklerin ve kadınların belirli rollerle ilişkilendirilmesine ve bu rollerin klişeleştirilmesine yol açmıştır.  

Bu tür klişeler, bireylerin potansiyelini sınırlayabilir, yeteneklerini engelleyebilir ve hatta psikolojik olarak olumsuz etkileyebilir. Örneğin, erkeklerin duygularını belli etmemesi gerektiği, güçlü olmaları gerektiği gibi klişeler, erkeklerin duygusal zorluklarını ifade etmelerini zorlaştırabilir ve stres, depresyon gibi sorunların üstesinden gelmelerini engelleyebilir. Aynı şekilde, kadınların sadece anne veya bakıcı rolüyle sınırlı olduğuna dair klişeler, kadınların kariyer hedeflerine ulaşmalarını zorlaştırabilir ve kendi potansiyellerini tam olarak yaşamalarını engelleyebilir.  

Toplumsal değişim ve bilinçlenme süreçleriyle cinsiyet rollerine dair klişelerin aşılması, daha adil, özgür ve eşit bir toplumun inşasına katkı sağlayacaktır. 

Siz de üzerinize düşeni yapınız ve daha anlamlı kişilerarası ilişkiler oluşturmak için duyguları doğrudan ve şiddet içermeyen bir şekilde ifade etmenin yollarını öğreniniz. 

  1. Destekleyici olun ve inanın. 

Toplumsal cinsiyet eşitliği, adil ve dengeleyici bir toplumun temel taşlarından birisidir. Her bireyin, biyolojik cinsiyeti ne olursa olsun, eşit fırsatlara, haklara ve değerlere sahip olma hakkı vardır. Bu önemli amaç doğrultusunda, toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemek her bireyin sorumluluğundadır. 

Farkındalık yaratın, eşitliği teşvik edin, cinsiyet kalıpyargılarına karşı çıkın, eğitim ve fırsat eşitliği için bireysel, toplumsal ve kamusal alanda üstünüze düşenleri yapın, işyerinde eşitlik için eşit işe eşit ücret ve eşit terfi imkanlarının oluşması için çaba gösterin, cinsiyete dayalı şiddete karşı durun ve en önemlisi kendi yaşamınız ve eşitlikçi davranışınız ile çevrenizdeki insanlara örnek olun. 

Toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemek, daha adil, daha sağlıklı ve daha sürdürülebilir bir toplumun oluşumuna katkı sağlar. Her birey, kendi küçük adımlarıyla bu büyük amaç için bir şeyler yapabilir. Unutmayalım ki, toplumsal cinsiyet eşitliği sadece bir grup insanın değil, tüm insanlığın hakkıdır. 

Toplumsal cinsiyet eşitliği, biyolojik cinsiyetlerine bakılmaksızın ayrımcılık yapmadan tüm insanlara saygı duymak anlamına gelir. Aynı zamanda, bir kişinin biyolojik cinsiyetine göre daha iyi sağlık, eğitim ve ekonomik fırsatlar elde etmek için fırsatlara erişme yeteneğini sınırlayan cinsiyet eşitsizliklerini ele almak anlamına gelir. 

Toplumsal cinsiyet eşitliği kadınlara yönelik şiddeti önler. Ekonomik refah için gereklidir. Kadına ve erkeğe eşit değer veren toplumlar daha güvenli ve sağlıklıdır.  

Toplumsal cinsiyet eşitliği bir insan hakkıdır. 

Dr.phil. R. Meltem KAVCAR SIRMALI 

9 Ağustos 2023 

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir